Kalkolitik Dönem ve Tunç Çağı

Anadolu’da Kalkolitik Dönem M.Ö 5.500 – 3.000 tarihleri arasında yaşanmıştır. Bu tarihleri söylesek bile örneğin: Aşıklıhöyük’te M.Ö 9000’e tarihlenen bakır malzeme bulunmuştur. Arkeolojide tarihlendirme yaparken, bulunan malzemenin yaş tayinine bakılarak bu dönem, şu dönem ayırmaktan ziyade, bulunan malzemenin yayılmasını, her yerde o malzemeden bulunması, malzemenin işlenebilmesi gerekir. Çağ isimlerinin verilmesinde bu önemlidir. Tarihlendirmelerde kullanım kastedilir.

Anadolu bu dönemde biraz sessiz, liderlik daha da çok Mezopotamya’dadır. Bu dönemde Bakır insan hayatına girmiştir. Kalkolitik dönem geçiş dönemi gibidir. Çok fazla olay yoktur. Neolitik dönemden sonra düşüşe geçilen bir dönem olarak adlandırabiliriz. Neolitik çok keyiflidir ama Kalkolitik keyifsizdir. 

Türkiye’de kalkolitik döneme ait çok yer görülmez. Hacılar – Burdur, Alacahöyük aslında Kalkolitik döneme ait buluntuların ama çalışmalar katman katman gidildiği için şu an mekanın Tunç Çağ’ına ait olduğu söylenir.

Kalkolitik döneme ait çıkan malzemeleri daha çok müzelerde görürüz. Bu dönem sessiz bir bekleyiştir. Kalkolitik dönem üç evrede incelenir: Erken, Orta ve Geç Kalkolitik olarak incelenir.

Makalelerde Kalkolitik Dönem; Doğu Anadolu, Orta Anadolu, Batı Anadolu Kalkolitiği olarak incelenir. Doğu Anadolu Kalkolitiği- Mezopotamya, Orta Anadolu Kalkolitiği – Neolitik Dönemin etkisi altında olan yerler, -Batı Anadolu Kalkolitiği – Direkt Kalkolitik dönemin etkisinde olan yerlerde görülür.

Kalkolitik Dönem, kentleşmeye doğru giden süreçte, ön kentleşmedir. Gelişkin tarım ve hayvancılık yapılır. Toplumda yönetici sınıf, zanaatçılar, din adamları grupları olmaya başlamıştır. Uzmanlaşmaya giden yol açılır. Anıtsal mimari başlar. Kentlerin etrafına surlar yapılmaya başlar. Gelişmiş sulama kanalları yapılmaya başlanır. Lüks malları üretip, değiş tokuşla satılmaya başlanmıştır. Bu dönemde deniz aşırı ticaret başlamıştır. 

HACILAR, BURDUR

Kalkolitik Dönemde altın çağ yaşamıştır. Kerpiç, düz damlı evler bulunur. Yerleşimlerinin etrafını çevreleyen surlar yapmışlardır. Neolitik dönemdeki barış ortamı, bu dönemde bitmiştir. İnsanlarda kendilerini savunma açısından korudukları görülmektedir. Ev avlusu vardır. Yerleşim yerlerinin orta kısmında kutsal sayılan işlik bulunur.

Bu devirdeki insanlar çanaklardaki motiflerde toprak desenli, kırmızı renkleri kullanmışlardır. Kalkolitik dönemde M.Ö 1000’li yıllara kadar Anadolu’ya has çanak çömlekler vardır. M.Ö 1000’li yıllardan sonra ise geometrik desenler kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönem Anadolu’nun Helen kültürü etkisine girdiği dönemdir.

Burdur’da bulunan Hacılar Müzesi en keyifli müzelerden birisidir. Avrupa’nın en iyi küçük müzelerden birisi seçilmiştir. İki katlı bir müzedir.

TUNÇ ÇAĞI 

M.Ö 3.000 – 1.200 yılları arasında yaşanmıştır. Kalkolitik Dönemden sonra şahlanışa geçilen dönemdir. Orta Anadolu’da bu döneme ait yerleşim yerleri yığılmıştır. Sebebi: Kuzey İç Anadolu maden açısından zengindir. Bu madenlerin kullanılması bu devreye geçmeyi kolaylaştırmıştır.

Neden Tunç kullandı? Tunç kolay işlenir, uzun süre dayanır. Tunç silah demektir. Silah ordu demektir. Ordu devlet demektir. Devlet yönetici demektir. Yönetici demek yeni ülkeler fethetmek demektir. Tunç Çağı insanlık açısından çok önemli evrelerden birisidir.

Tunç; bakır ve kalay birleşmesi ile oluşur. Bu madenleri bulabilmek için ticaret yapmak gerekmekteydi. Bu dönemde Akdeniz’de deniz aşırı ticaret yapılmaya başlanmıştır. Afganistan’dan, Kıbrıs’tan Anadolu coğrafyasına maden taşınmıştır. Bugünkü Kıbrıs ismi İngilizce Cyprus denir. Cyprus ise copper yani bakır isminden geldiği söylenir.

Dünyanın en eski batığı nerededir?
M.Ö 14. y.y da batan gemi Uluburun’da bulunmuştur. Antalya’nın Kaş ilçesinin 8 kilometre açığında bulunan batıkta, bakır – kalay külçeler, birçok değerli eşya bulunmuştur. En değerli parçalardan birisi Mısır Kraliçesi Nefertiti’nin mührüdür. Günümüzden binlerce yıl önce insanlar ticaret yapmaya başlamış, birçok uzak ülkeden ticari eşyalar alınıp satılmaktaydı.

Bursa Bıçak Müzesi…Bıçağın Mahir Ustaları

BURSA BIÇAK MÜZESİ

Türk kültüründe madencilik ve demircilik yaygındır çünkü sürekli savaşlar yaptıkları için kılıç, kalkan gibi aletler üretmekteydiler. Türk dünyasında demircilik tarih olarak M.Ö 7000’li yıllara dayanır. Türkler metal işlemeciliğinin her dönemini yaşamıştır.

Bursa tarih olarak çok eski yıllara dayanmaktadır. M.Ö 10.000’li yıllara kadar dayanan bu yerleşim yeri, tarih boyunca birçok kültüre ev sahibi olmuştur. Bursa şehri Osmanlı devletine başkentlik yapmasından dolayı silah üretimi ve demirciliğin merkezi olmuş, özellikle 93 Harbi (Osmanlı-Rus Savaşı), 1.Dünya Savaşı, Balkanlardan gelen göçler sonrasında gelen bıçak ustalarıyla bıçak kültürü gelişmiş ve artmıştır. Ankara Savaşında Osmanlı ordusunun silahları Bursa’da üretilmiş; kılıç, kama, hançer gibi aletler yapan Bursalı ustalar, Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarında da askerlerimizin ihtiyaçlarını karşılamışlardır.

2017 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından, iki sivil mimarlık örneği olan eski evler restore ettirilerek Bursa Bıçak Müzesine dönüştürülmüştür. Bursa Bıçak Müzesi, Bursa’nın merkezinde, Bursa Kent Müzesi’nin hemen güneyinde bulunmaktadır. Bursa Bıçaklarını yaşatmak amacıyla her yıl “Bursa Bıçakları Tasarım Yarışması” düzenlemektedir. Dereceye giren bıçaklar ise müzede sergilenmektedir.

Müze içerisinde; demirciliğin tarihsel süreci, Bursa bıçaklarının nadide örnekleri, Kafkas bıçak örnekleri, Neolitik dönemden kalan Obsidyen bıçak, Osmanlı Esnaf Teşkilatı (Ahilik) hakkında çarpıcı bilgiler, Bursa’daki bıçak sanatının tarihsel süreci, kılıçlar, farklı bölgelere ait kamalar ve hançerler, bursa çakıları bulunmakla beraber sapları; ahşap, boynuz, pirinç, mika, kemik, ceylan ağacı olan birçok bıçak örneği bulunmaktadır.

Avluda bulunan atölyelerde ustalar bıçak yapımını ziyaretçilere göstermektedir. Misafirler bıçaklar hakkında ustalara sorular sorabilir, interaktif bir şekilde bilgi edinebilmektedirler. Misafirler hediyelik bıçakları bu alanlardan satın alabilme imkanına da sahiptirler.

Tarih olarak Bursa’nın tarihinin eskiye dayanması, demirciliğin Türk kültüründe önemli olması ve Türklerin demir işlemedeki tecrübesinin yüzyıllarca eskiye dayanması, Bursa’da bıçak ustaların toplanması, Bursa Bıçağını özel kılmaktadır.

Günümüzde fabrikasyon birçok bıçak yapılmasına karşın, ustaların elinde el işçiliği ile şekillenen Bursa Bıçakları yapımı devam etmektedir. Kullanım alanlarına göre 150 farklı bıçak olduğu bilinmektedir.

Bursa Bıçağının Özellikleri: Keskindir, sapta yarık ve çatlak oluşmaz, namlusu sapla buluştuğu yerde düzgün durur, namlu ile sapın birleştiği yerde kesim hatası olmaz, sırt kısmı en uca kadar hafiften süzme olarak incelir. Namlu (kesme işlevi olan kısım) çeliği en esnek bıçaktır. Namlunun esnekliği yüksek ustalık gerektirir.

Bursa’nın kestane ağaçları meşhurdur. Kestane ağaçlarından yapılan iyi kestane kömürü bıçağın ısıl işleminde kullanılır ve bıçak iyi sulandırılmaktadır. Kestane kömürü Bursa’ya has bir kömürdür. İyi sulandırılan bıçak, daha keskin olur, çeliğe farklı bir sertlik vermektedir. Kaliteli çelik, mahir ustalarının elinde güzel işlendikten sonra eşsiz Bursa bıçakları ortaya çıkmaktadır.

Müze içerisinde bulunan elektronik kiokstan kendi bıçağınızı tasarlama ve bu tasarıya ait görseli kendinize online e-posta atma imkanınız bulunmaktadır. Ziyaretiniz sırasında bu  tasarım size güzel bir anı bırakacaktır.

Bursa İnci Cafe… Mükemmel Közde Kahve

Kahve… Türkiye’de vazgeçilmez kültürümüzün bir parçası olmuştur. İnsanı dinlendiren, arkadaşlarımızla muhabbet ederken bizleri rahatlatan, Türk Lokumu ile içildiğine ağızda muazzam bir tat bırakan içecek…

Bursa, Türkiye’nin dördüncü büyük şehridir. Nüfusun üç milyon civarındadır. Bursa tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Bursa şehir merkezinde Hanlar bölgesi bulunmaktadır. Buralar eskiden ticaret yapıldığı, alışveriş dükkanlarının olduğu mekanlardır. Ulucami’nin yanında oluşturulmuş bu hanlardan bazıları: İpek Han, Koza Han, Pirinç Han, Emir Han, Geyve Han gibi hanlar bulunur.

Bursa’nın en güzel kahvelerden birisi Koza Han içerisinde bulunan İnci Cafe’de yapılmaktadır. Burada evdeki gibi ocakta yapılan kahve yerine, bu mekanda közde yapılmaktadır. Burayı keşfettiğim ilk günden beri müdavimi olduğum yerlerden birisidir.

Tarihi dokuyu koklarken, çınar ve kestane ağaçları altında huzur bulurken bir yandan lezzetli közde kahve içmek… Tarifi mümkün olmayan bir huzur ve mutluluk sağlayacaktır. Bu mekanın kışın sahlepi, yazın el yapımı limonatası mükemmeldir. İşletmecisi olan İlyas Beyin hoş sohbeti ise ayrı bir güzel…

Bursa’ya geldiğinizde buraya uğrayıp bir kahve içmeden ayrılmayın. Bir kahvenin 40 yıllık hatırı varsa, içtiğiniz kahve ile Bursa’yı 40 yıldan öteye unutamayacaksınız.

Makedonya Hakkında Bilgiler

MAKEDONYA 

Ülkenin Genel Özellikleri

  • Coğrafi Konum: Kuzeyde Sırbistan ve Kosova, batıda Arnavutluk, güneyde Yunanistan, doğuda Bulgaristan ile komşudur.
  • Uzun ismi Makedonya Cumhuriyeti’dir.
  • İsmi Yunanca Makednostan gelir.
  • Balkan Yarımadasında yer alır.
  • Başkenti Üsküp’tür.
  • Kullandıkları diller: Makedoncadır resmi dil %66, Arnavutça: %25, Türkçe: %3, Romence: %2, Sırpça: %1, Diğer: %2 civarındadır.
  • Hükümet Sistemi: Parlementer Cumhuriyet
  • Para Birimi: Makedonya Dinarı
  • Bağımsızlık: 8 Nisan 1993
  • Etnik Gruplar: Makedonlar, Arnavutlar, Türkler, Romanlar, Sırplar ve diğer topluluklar
  • Dini Gruplar: Makedon Ortodoks, Müslüman, Hristiyan, diğer topluluklar

Tarihi

  • Makedonya denilince akla Büyük İskender gelmektedir. Büyük İskender tarafından Makedonya yönetilmiştir. Bu devirde Makedonya Krallıktı.    Doğu – Batı kültürlerinin kaynaşmasını sağlamıştır.
    Osmanlı Devletinde önce Roma, Bizans, Bulgar ve Sırplar tarafından yönetilmişlerdir.

BÜYÜK İSKENDER (M.Ö 356 – 323)

Makedon Kralı Phlip II ve Kraliçe Olympia’nın oğludur.
Aristo tarafından eğitilmiştir.
Pers ve Mısır ülkelerini fethetti, ülkenin sınırlarını Akdeniz’den Hindistan’a kadar genişletti.
Çok erken yaşta 32 yaşında öldü.
O tarihin en parlak askeri lideri ve en güçlü hükümdarlarından birisiydi.

  • 1913 Balkan Savaşlarını Osmanlı kaybetti ve Makedon toprakları Bulgarlar, Yunanlılar ve Sırplar arasında bölüşüldü.
  • 1929 yılındı Yugoslavya Krallığına dahil oldular.
  • 1944 yılında Bulgarların etkisi altına girdiler.
    İkinci Dünya Savaşı sonunda 1947 yılında Bulgaristan, Yugoslavya ve Yunanistan arasında paylaşıldı.
  • Yugoslavya’nın parçalanması üzerine 1991 yılında bağımsızlığını ilan etti.
  • Birçok Makedonya’yı tanırken, Yunanistan’ın ısrarı üzerine Avrupalı devletler Makedonya’yı tanımadılar. Bunun sebebi: Yunanistan’da bir bölge ile ülkenin yeni isminin aynı olmasıdır. Yunanlılar isimlerini değiştirmelerini istemektedir. 2004 yılında Birleşmiş Milletler’de 191 üye ülkenin, 112 tarafından ülkenin ismi Makedonya Cumhuriyeti olarak kabul edilmesine rağmen, sonuç alınamamıştır.
  • 1995 yılında Yunanistan ambargoyu kaldırdı ve iki ülke arasında ticaret normal hale gelmeye başlamıştır.

Fiziki Yapısı

Bir platoda kurulmuş, etrafı dağlarla çevrilidir. Dinarik Alpler etrafını sarmakta, en yüksek tepesi Korab Dağı’dır (2.764m)

Denize kıyısı yoktur ama çok güzel su kaynaklarına sahiptir. Gölleri Ohrid, Prespa, Doiran bulunur. Ohrid  derinliği 300 metredir. Balkanlardaki en derin göl ve dünyanın en eski gölüdür. 4 milyon yıl önce tektonik hareketler sonucu, kireçtaşı üzerinde oluşmuştur.

Vardar nehri ülkeye ikiye böler. Ayrıca İncekara, Bregalnica, Crna nehirleri bulunur.

İklim

Ülkenin kuzey ve batı kısımlarında karasal, güney ve doğu kısımlarında ise akdeniz iklimi görülür.

Yağmur yağışı ilkbahar ve sonbahar da fazladır.

Ekonomi

Başlıca tarım ürünleri: Pirinç, pamuk, tütün ve çeşitli meyvelerdir.

Hayvancılık: Koyun ve keçi yetiştiriliciği önemlidir.

Maden bakımından ülkede sınırlı olarak bakır, demir, kurşun bulunur.

Ülke turizm açısından son yıllarda gelişme göstermektedir. Yılda yaklaşık 700.000 turist ziyaret etmektedir.

Sanat, mimari, şiir, müzik alanlarında kültürel mirasa sahiptir.

Şiir, sinema, müzik festivalleri her yıl düzenlenmektedir.

Müzik, Bizans kilise müziği etkisiyle gelişmiştir.

Sanat

11 y.y ve 16. y.y. arasından kalma korunmuş Bizans freksleri önemlidir.

Makedon topraklarında yapılan en önemli portreler Kral Milutin ve Simonida adlı portrelerdir.

13 y.y. dan önce portreler pek korunamamıştır.

Din

Havari Peter’in çeşitli ziyaretlerinden sonra Hristiyanlık burada yayılmıştır.

Makedonya’da erken Bizans bazilika tipli yapılar bulunmaktadır. Önemli ikonları vardır. İkon; hristiyanlıkta kudsiyet verilen küçük dini eşyalardır.Kutsal insanlarda boyalarla bizdeki nur’a simgelemek için, farklı renkte boyalar kullanılmıştır.

Evliya Çelebi Üsküp’te 120 tapınak olduğunu ve bunlardan 45’inin büyük cami olduğu söylemektedir. Bunlar arasında bilinenler :

1438 yılında inşa edilen İshak Bey Cami,
1436 Murat Haykunar Cami,
1491 Koca Mustafa Paşa Cami,
1559 Yeni Cami,
1562 yılında Koca Sinan tarafından yaptırılan  Yahdar Kadı Cami,

Ahşap Oymacılığı

Makedonya’da dekoratif heykelin eski örnekleri Ohri’deki Ayasofya Kilisesin’de sunakta yer alan ahşap oymalardır. Sunak; kilisenin en önemli unsurudur. Kilisenin koro bölümünde, kilisenin her yerinden kolayca görülebilen bir yerdedir.

Osmanlı fethi ile birlikte ahşap oymacılığında doğu etkisi görülmeye başlanır.

Motifler olarak zengin geometrik, iç içe çiçek ve hayvan figürleri kullanılmıştır.

Slepce, Zrve, Varos, Treskavec yerlerindeki manastırlarda ahşap oymalar korunmuştur.

Yemek

Ülkesel yemeklerinin çoğunda Ayvar denilen kırmızı biber sosu kullanılır.

Yemeklerde Balkanlardan ve Yunanlılardan etkilenmişlerdir.

Hemen hemen her yemekte sebze kullanır.

Bir yere gittiğinizde size masa gösterilmesi için beklemeniz gerekmektedir.

Yemek kurallarında ilk baş büyüklerin yemek yemesi beklenir.

Bardağınızı tamamen bitirdiğinizde ev sahibi bardağınızı tekrar doldurur. Eğer içmek istemezseniz, bardağınızı yarım bırakmanız gerekir.

Ülkede müslümanlar olduğu için domuz eti ve şarap konusunda dikkat edilir. Üzüm ve erikten yapılan Rakije ve Mastikta genellikle yemek başlarında servis edilir ve yavaş içilmesi gerekmektedir. Şarap ülke genelinde yaygın tüketilmektedir.

Tavche  Gravche: Ulusal yemekleridir. Yağ, un ile pişirilen soğan, biber, domates ve baharatlarla haşlanmış fasulyedir.

Ajvar: Kırmızı biber, patlıcan, sarımsak, biber ve yağ konulan sostur.

Kashkaval: Koyun sütünden sarı peynir ile yapılan yemek

Tarator: Ekşi süt, ekşi krema, yoğurt, salatalık, sarımsak, ceviz, bitkisel yağ kullanılarak yapılan sıvı bir salatadır.

Kachamak: İtalyan polenta benzer şekilde, hala kaynarken ezilen patates yemeğidir.

Rakija: Yunan rakısıdır. Bazıları cevaizten bazıları ise erikten yapılır.

Mastika: Ağaç reçinesinden yapılmış çözeltidir.

Geleneksel Günler ve Festivalleri

  • Tikvesh Üzüm Toplama
  • Strumica Karnavalı
  • Pastrmajlijada Festivali
  • MOT
  • Manaki Film Festivali
  • Interfest Klasik Müzik Festivali
  • Vinoskop
  • Skopje Jazz Festival
  • Autumnal Müzikal Festival
  • Krushevo Etnik Şehir Festivali
  • Small Bitola Monmartre
  • Balkan Folklore Festivali
  • Galichnik Dügün
  • Ohrid Yaz Festivali
  • Anfi Tiyatro Festivali
  • Balkan Music Köşesi

Roma İmparatorluğunda Yaşam

Roma’nın Kuruluş Efsanesi

Devletin ortaya çıkması mitolojik olarak kurt ve kurdun beslediği iki çocuk vardır. Çocukların isimleri Romulus ve Remus’tur. Anne Rhea, baba Mars (Savaş Tanrısı). Anne rahibe yapılır, Tiber nehrine ikizler bırakılır. İkizler belli bir süreden sonra karaya çıkar. İkizleri çoban bulana kadar kurt besler. Çobanlardan birlikler kurulur. Çocuklar dedelerinin tahta geri almasını sağlar, dedeleri tahta çıkar. Zamanla kardeşler arasında tartışma çıkar ve Romulus kardeşi Remus’u öldürür.

Roma Tarihi

Tarihsel süreçte; Kuzeyde Etrüksler, güneyde Yunanlılar vardır. Bu kültürler Roma kültürünün kaynak kültürleridir.

Roma M.Ö 1000 – 500 arası Latinler tarafından işgal edilir. İşgalin sebebi ise tarım alanlarının olması, tatlı su kaynaklarının olmasıdır.

Etrüksler M.Ö 600 yıllarında hüküm sürmüştür. Etrüks döneminde Latinler ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmüşlerdir. Zamanla devrim olur ve Latinler Etrüksleri kontrol altına alır. M.Ö 509 yılında Etrüks kralı kovulur. Roma’da kral olmadan yöneticiliğe söz veriliyor ama zamanla bu da olmUyor. Krallık olgusu ortaya çıkıyor.

ROMA – KARTACA İLİŞKİLERİ

Roma, 7 tepeli bir şehirdir. Roma tarihinde ilk önemli rakip Kartacalılardır. Roma ve Kartacalılar arasında ciddi çekişmeler yaşanmıştır. Sebebi ise; deniz üzerindeki bağlantılarda Kartacalılarla kesişir. Romalılar Akdeniz deniz ticaretinde söz sahibi olabilmek için Kartaca engelini kaldırmak istemektedir. Bu savaşlara Pön savaşları denmektedir. Kartaca yenildikten sonra Roma İmparatorluk haline gelebilmiştir. İki devlet arasındaki savaşlar üç evrededir.

  • İlk savaşta Roma; sicilya, korsika, sardunya bölgelerini ele geçirdi. 23 yıl sürmüştür.
  • İkinci savaşta Kartacalı genç komutan Hanibal Roma üzerinde yürüdü. Efsane bir savaştır. O dönemde önemli bir orduyu Hanibal yönetmiştir. Savaşta 60 fil, 50.000 erkek, 9000 süvariyi yönetti. İspanya tarafından gelirken Alpleri geçerken ciddi kayıplar verir. (Bizim tarihimizdeki Sarıkamış olayına benzer) Bu savaşta Romalılar, Hanibal’i denizden geleceğini düşünerek beklerken, Hanibal karadan gelmiştir. Roma’yı kuşatır ama alamaz. Romalılar Hanibal’i yener. Savaş sonunda Kartaca Roma’ya tazminat öder. Roma bu savaştan sonra ciddi kuvvetlenir. Hanibal yenildikten sonra Afrika’ya geri çekilir.
  • Numidya, Kartaca’ya ait limanları işgal etti. Kartaca durumu Roma’ya bildirse de Roma Numidya yanında durdu. Çünkü Numidya ile Roma müttefiklerdir. Kartaca Numidya’ya savaş ilan eder. Bunu göre Roma, fırsat bu fırsat deyip savaşta Numidya tarafını destekler. Sonuç olarak Roma Kartaca’yı yenmiştir.

Romalılar zamanla Makedonya, Yunanistan, İspanya, Türkiye gibi yerleri ele geçirirler. Sosyal problemler yaşanmaya başlar çünkü sınırlar genişlemiştir, zengin – fakir arasındaki fark arttı. Bu dönemde zenginler ciddi oradan zenginleşmiştir. Ülkenin orta sınıfı yok olmaya başlamıştır. Bu dönemde  bu adaletsizliğe karşı çıkan kişilerden biri Gracchus kardeşlerdir. Kardeşlerin isimleri Tiberius ve Gaius’tur. Bu kardeşler yapılan adaletsizliklere karşı çıkmıştır, haklın başkaldırmasını sağlamış ve bu yüzden hayatlarını kaybetmişlerdir. Bu iç savaş döneminde demokrasi askıya alınır.

JUL SEZAR DÖNEMİ

Jül Sezar Gayus Yulius Kaysar bu dönemde başa gelir. Sezar; romalı asker, politik lider, iyi bir hatip, güçlü bir yazardır. Dünya tarihinin en etkili insanlardan birisi olarak kabul edilmektedir. Sezar, Crassus ve Pompey yönetimde üçlü bir ittifak kurdular. Bu sistem monarşik sisteme yakındır. Sezar, (dictator perpetuus) yani hayat boyu diktatör ünvanını almıştır.

GAUIS OCTAVIUS DÖNEMİ

Vasiyeti yeğeni olan Gauis Octavius’u (Octavian) mirasçısı tayin etti.Zamanla Marcus Antonious ve Octavian arasında iç savaş patlak verir. Actium savaşında genç ve deneyimsiz Octavian, Antonious’u yenmiştir. Octavian zamanla çok güçlenmiş ve “yüce ya da büyük” anlamına gelen Caesar Augustus ünvanını almıştır.

Roma’da Sosyal Yaşam

Roma ana iki sınıf vatandaş grubu vardır. Bunlar; soylular ve solu olmayanlar. Köle olmayan erkekler serbest erkek olarak kabul edilir. Sadece serbest doğmuş erkekler vatandaş olarak kabul edilir. İki sınıftan biriniz olmanız gerekmektedir. Köleler vatandaş sayılmaz, Kast sistemine benzer. Roma’da 3 kişiden 1’i köledir.

Roma’da Yönetim

Patriciler: Gentilis ya da patricilus isimleri ile söylenir. Gen mensubudurlar. Aynı soydan gelen kişiler Gen mensubudurlar. Patriciler güçlüdür, arazileri vardır. Nüfus olarak en küçük birimdir ama zengindirler.

Plebler: Devlet yönetiminde görev alamazlar. Özel hukuk alanında hakları kısıtlıdır. Soylunun kızıyla evlenemezler. Zamanla daha farklı haklar elde etmişlerdir. Tribünleri vardır.

Roma’da Antik dönemde demokratik bir yönetim biçimi vardır. Roma resmi arması S.P.Q.R “Senatus Populusque Romanus” anlamı “Roma Halkları Senatosu” demektir.

2 konsil bulunur. Bunlardan bir tanesi ordu için, diğeri diğer işler için bulunmaktadır. Konsiller krallar gibidir. 2 grup senatodur. Halk seçer ama çoğunluğu patricidir. Senatonun izni olmadan bir şey elde etmek kolay değildir. Yeni senatör censura tarafından en başarılı patricilerden olurdu. Censura, senatörü ahlaksızlık suçlamasıyla görevden alabilirdi. Soylular soyluları göreve getirir. Danışma Kurulu -Roma Senatosu – Oligarşik bir yapıdır.

Diktatörler kriz zamanlarında göreve getirilen liderlerdir. Konsüller tarafından seçilir ve senato tarafından onaylanır. Güçleri 6 ay sürer. Julius Sezar bir diktatördür ve ömür boyu diktatör olmuştur.

Roma’da Ordu

Dünyanın ilk düzenli ordusunu Romalılar kurmuştur. Metehan 10’luk sistemi kurmuştur. Romalılar ise sistematik olarak askerler eğitim verilerek, orduya sokulmasıdır. Bir eğitim süreci Romalılarda vardır.

Roma ordusunda en önemli birim LEJYONLARDIR. Romalı askerlerin birçoğuna toprak verilmiştir. Lejyon, bir alay askerdir. 1 lejyon = 500 askere bakardı. Centurion= 100 askeri kontrol eden kişidir.

Roma Dini

Roma dini pagan dindir.
Augustus döneminde, Roma dinini canlandırmak için birçok festival ve şölen düzenlendi.
Caligula döneminde İmparatora ibadet dinin bir gereği olarak hale getirildi.

PANTHEON

Roma tarihi M.Ö 2. y.y ile M.S 2. y.y arasındadır. M.S 118 – 125 yılları arasında yapılmıştır. Pantheon mimarlık tarihinde Ayasofya kadar önemlidir.  Antik Roma’daki tüm tanrılar için yapılmış olan bir yapıdır.  Kült yapılardan birisidir. Sanatçı Rafael’in mezarı buradadır. Tüm Roma yapıları içerisinde en iyi korunmuş olan yapıdır.

COLLOSSEUM

M.S 70-72 yılında başlanmış ve M.S 80’li yıllarda tamamlanmıştır. Vespasian zamanında başlanıyor ve Titus zamanında tamamlanıyor. İçerisinde 50.000 kişilik oturma yeri mevcuttur. Roma İmparatorluğu tarafından yapılmış en büyük amfi tiyatrodur. Burası gladyatör savaşları, hayvanların avı, hayvanların tutsakları avlaması gibi şovlarda kullanılmıştır.

POMPEI

M.S 79 yılında Vezüv yanardağı patladı ve halk yok oldu. Bu patlamada yaklaşık 2.000 kişi öldü. En ilginç Arkeolojik alanlardan birisidir.

GLADYATÖRLER

Özel eğitimli kölelerdir. Gladyatörlere ciddi imkanlar sunulmuştur. Halk tarafından saygı görmüşlerdir. Gladyatörlere köle olmalarına rağmen vatandaşlık verilenler vardır ama bu kolay değildir. Gladyatörler kutsal olarak görüldükleri için kanları içiliyordu, tapacak kadar seviliyordu. Teri afrodizyak olarak içilmiştir.

Gezgin Mehmet Teknofest’te

İstanbul’daki yeni havalimanında (İGA) düzenlenen Teknofest etkinliği Mehmet ile birlikte katıldık.

Mehmet benim kardeşim. Kendisi özel çocuklarımızdan bir tanesidir. Allah’tan bizlere gelen hediye, bizim mutluluğumuzdur. Gezmeyi, yemek yemeyi, arabaları, uçakları çok seviyor 🙂 Teknofest etkinliğini çok seveceğini düşündüğüm için beraber İstanbul’a gittik.

Teknofest’te uçakları, helikopterlerleri, teknolojinin son ürünlerini, drone gösterilerini gördük.

Türk yıldızları ile Türk Hava Yolları uçağı aynı gösteride

Türkiye’nin dünya çapında gururu olan Türk Hava Yolları uçağını festivale getirmişti. Mehmet en çok Türk Hava Yolları uçağını sevdi. Uçağın içine gezme imkanımız oldu ve Mehmet hayatında ilk defa uçağa bindi.

Mehmet’in hayali uçağa binip, uçakta yemek ve uzaklara gezmeye gitmek.

Bu hayalimizi ileride gerçekleştirmek istiyoruz. İnşallah nasip olur 🙂

Erken Avrupa Dönemi

Orta Çağ, kavimler göçü ile başlar ve İstanbul’un ile biter. Kavimler göçünün en önemli sebebi Atilla’dır. Roma altın çağlarını  M.Ö 2 y.y ile M.S 2 y.y arasında yaşamıştır. Roma halkında 3 kişiden 2 si köledir. Zamanla ticaret geriler. Roma dayanamaz ve Doğu – Batı Roma olmak üzere 395 yılında ikiye ayrılır. Batı Roma, Germen saldırısı sonucunda 476 yılında yıkılırken, Doğu Roma (Bizans İmparatorluğu) Fatih Sultan Mehmet Han tarafından 1453 yılında yıkılır. Doğu Roma İmparatorluğu pagan dini bırakıp hristiyan olmuşlardır. Avrupa’da hristiyanlık kavimler göçü ile yayılmıştır.

Orta Çağ Avrupasında birleştirici güç Vatikan’da bulunan Papalıktır.

KAVİMLER GÖÇÜNÜN SONUÇLARI:

Roma İmparatorluğu yıkıldı.
İlk Çağ bitti. Orta Çağ başladı.
Avrupa’da karışıklar başladı.
Feodalite ortaya çıktı.
Yeni milletler ortaya çıktı.
Germenler Hristiyanlığı kabul etti.
Skolastik düşünce ortaya çıktı. Bu düşünce kilisenin hayatla ilgili her şeyin cevabını bulması, inanç papaz tarafından belirlenen düşünce sistemidir. Bilime kapalı dine dayalı düşüncedir.

Vizigotlar: Batı gotlarıdır. Bizans mimarisinden etkilenmişlerdir.

Diğer topluluklar vandallar, franklar, jütler ve saksonlar, ostrogotlar, vikingler gibi topluluklardır.

Çağlar Uygarlığının Doğuşu

Kültür nedir? Atalarımızdan miras aldığımız bilgi bütünüdür. Kültürleşme için sosyalleşme ve iletişime ihtiyaç vardır.

Tarihsel süreçte avcı toplayıcı dönem en uzun dönemdir. Ateşin bulunması ile birlikte insanlar topluluk olmaya başlamıştır. Taş çağı; en uzun dönemdir, el aletleri yapılmıştır. Mezolitik Dönem; yeme ve alışkanlıklar değişir. İlk topluluklar görülmüştür. Neolitik Dönem; tarım devrimi, yerleşik hayata geçiş, küçük yerleşimler oluşturulmaya başlanmıştır. Çatalhöyük ilk yerleşimdir. Maden Çağı; bakır, tunç, demir çağları dönemlerinden oluşur.

Uygarlık kelimesi Uygurlardan gelmektedir.

Yemek ve su ihtiyacından dolayı insanlar yerleşimlerini suya yakın yerlere yapmışlardır. İklimsel faktörlerden ise ılıman yerlerde ilk yerleşimler ortaya çıkar. Mezopotamya’da Fırat ve Dicle nehirlerinin aktığı yerler bereketli topraklar olarak adlandırılır ve insanlar ilk yerleşimlerini bu bölgeler ve çevrelerinde yapmıştır.

Anadolu tarihsel süreç içerisinde birçok uygarlığa beşik olmuş Dünya’daki nadir yerlerden birisidir. Bu topraklarda Hititliler, Asurlular, Sümerler, Akatlar gibi uygarlıklar hüküm sürmüşlerdir.

Hititliler: M.Ö 2.000 – 8 y.y arasında hüküm sürmüşlerdir. Anadolu’da yaşamış en önemli uygarlıklardan birisidir. Anadolu’da ilk merkezi Krallığı kurmuşlardır. Başkenti; Çorum Boğazköy’de bulunan Hattuşaş’tır. Çok etkileyici bir yerdir. Orijinal Anadolu uygarlığıdır. İlk meşrutiyet yönetimi sahip uygarlıktır. Kadınların yeri çok önemlidir. Evlilikle alakalı yasaları vardır. Kibele, Anadolu’nun en eski tanrıçasıdır. İlk aile hukuku bu dönemde yazılmıştır. ANAL kitabeleri; Hitit hükümdarlarının Tanrılara hesap vermek amacıyla yazdıkları yılıklardır.

KADEŞ Antlaşması: Dünyadaki ilk yazılı antlaşmadır. Hititliler ve Mısırlılar arasında yapılmıştır. Bu antlaşmanın hikayesi şöyledir: Savaş devam ederken güneş tutulması yaşanıyor. İki taraf savaşmayı reddediyor. Antlaşma asur dilinde tabletlere yazılıyor.

Sümerler: Uysal bir yapıları vardır. M.Ö 3.500 – 1.500 yılları arasında hüküm sürmüşlerdir. Çivi yazısını bulan, ilk şehir devletini kuran uygarlıktır. Yaratılmış, Gılgamış gibi destanları vardır. Ziggurat denilen tapınakları vardır.

Akatlar: Savaşçılardır. M.Ö 2.350 – 2.150 yılları arasında hüküm sürmüşlerdir. Güçlü orduları vardır.

Babiller: M.Ö 2.100 – 539 yıllarsı arasında hüküm sürmüşlerdir. Kralları Hammurabi ile ünlüdür. Hammurabi, adaletli kraldır. Mutlak krallık türünün ilk öncüsü olmuşlardır. Babil’in Asma Bahçeleri Dünya’nın yedi harikasından birisi sayılmaktadır.

Asurlular: İlk kara kolonisidir. Mezopotamya’da çıkmıştır. Kral yolunu temellerini atmışlardır. Anadolu’da yazılı tarihi başlatmışlardır. İlk atlı medeniyettir.

Fenikeliler: Denizlerde faaliyet göstermişlerdir. Akdeniz bölgesinde koloni halinde yaşamışlardır. 22 harfli fenike alfabesini bulmuşlardır. Belediye örgütünü kurmuşlardır.

Frigler: M.Ö 8. y.y da hüküm sürmüşlerdir. Frig Kralı Kral Midas adına bugün Ankara Polatlı’da timülüs bulunmaktadır. Eşek kulaklı Midas şeklinde anılmaktadır.

Lidyalılar: M.Ö 7 – 6 y.y arasında hüküm sürmüşlerdir. Parayı buldular, kuyumculuk alanında gelişim göstermişlerdir.

Urartular: M.Ö 9 -6 y.y arasında hüküm sürmüşlerdir. Başkentleri Van ilinde bulunan Tuşpa’dır. Tarım, baraj, sulama, maden işleme alanlarında gelişim göstermişlerdir. Ev şeklinde mezarlar yapmışlardır.

İyonlar: M.Ö 12 y.y da hüküm sürmüşlerdir. Grek kültürünü yaşamışlardır. Yunan uygarlığında bilimin temeli atılmıştır. İlk demokratik anlayış yaşanmıştır. Roma mimarisinin temelleri atılmıştır.

ORTA ASYA UYGARLIKLARI

Anav, Andranova, Afonesyova, İskitler, Sakalar gibi topluluklar Orta Asya’da yaşamışlardır.

Türkler maden işçiliğini geliştirmiştir. İskitlere “Bozkırın Kuyumcuları” denir.

Mısır Uygarlığı: M.Ö 3.000 – 525 yıllarında hüküm sürmüşlerdir. Hiçbir uygarlıktan etkilenmeden, başka uygarlıkları etkilemişlerdir. Yazılı yasaları yoktur, Firavun’un yasaları vardır. Tarım çok önemlidir. Bilimlerin temeli bu dönemde atılmıştır. (Mumyacılık, Eczacılık, Tıp, Tarım, Geometri, Matematik, Mimari gibi) Piramitler bu döneme damga vuran en önemli mimari yapılardandır.

İran Uygarlığı: Bu coğrafyada Medler M.Ö 715 – 550, Persler M.M 550 -331 hüküm sürmüştür. Güçlü orduları vardır.

Hint Uygarlığı: Dünya tarihinin en renkli uygarlığıdır. Dünya’nın en değerli bölgeleri, en iyi kaynak yerleri bu bölgededir. M.Ö 1200 den itibaren KAST SİSTEMİ vardır ve günümüzde de devam etmektedir.

Bu sistemde;
Brahmanlar: Din adamları,
Kşatriyalar: Asilleri Kumandanlar,
Vaysiyalar: Sanatçı, çiftçiler.
Sudralar: Köleler.
Paryalar: Sokak serserileri gibi grupları vardır. Kast sisteminde gruplar arasında geçiş yoktur, evlilik yoktur, babadan oğula geçer. Hint dilinde 4000’e yakın lehçe vardır.

Çin Uygarlığı: Sahip olduğu dinler, teknolojik gelişmelere katkıları bakımında dünyaya birçok eser bırakmışlardır. İpek, porselen, kağıt, matbaa, barut gibi icatları vardır. Çin Seddi M.Ö 214 yılında Türk akınlarına karşı savunma amaçlı olarak yapılmıştır.

Rusça Öğreniyorum

Günümüzde yabancı dil olarak sadece ingilizce bilmek yeterli olmamaktadır. Türkiye’nin bulunduğu coğrafi bölge olarak çok yakın ilişkiler içinde olduğumuz ülkelerden birisi Rusya’dır.

Her yıl Rusya’dan Türkiye’ye binlerce turist gelmektedir. 2017 yılında Rusya’dan Türkiye’ye 32.4 milyon kişi gelmiştir.

Gelen rus turistlere iyi hizmet verebilmek için özellikle turizm sektöründe bulunan kişilerin rusça bilmesi iyi bir avantajdır.

Sıfırdan rusça öğrenmek isteyen için güzel bir site olan http://ruscaogreniyorumm.blogspot.com/ adresinde rusça hakkında birçok yararlı bilgi bulabilirsiniz.  Site içerisinde rusça grammer kuralları, güzel sözler, şarkı sözlerinin rusça yazımları, rusça okuma parçaları gibi birçok yararlı bilgi sizleri bekliyor.

Neolitik Dönem Özellikleri

Neolitik dönem… Yerleşik hayata geçildiği dönemdir. 2 milyon yıl avcı toplayıcı bir yaşamdan sonra yeni bir sayfa açılmaktadır. Bu dönemde çekirdek aile kurulması, evlerin oluşturulması, çiftçiliğin artması, nüfus yoğunluğundaki artış, tarımın artması ile birlikte fazla üretilen ürünlerin depolanması gibi durumlar bu dönemde ortaya çıkmıştır. Yerleşik hayat olmasına rağmen avcılık bitmemiştir. İnsanlar Fırat ve Dicle’nin  üst kısımlarında yerleşmiştir. Sebebi ise yağış eğrisinin dengeli olmasıdır.

Her bölgenin Neolitik döneme geçişi farklı zamanlarda olmuştur. Bugünkü tarihlendirmeler değişebilir çünkü arkeoloji bilimi durağan değil sürekli yeni bilgilerle kendisini yenileyen bir bilim dalıdır.

Farklı bölgelerin Neolitik Dönemlere geçişleri:

Güneydoğu Anadolu Neolitiği (Yakındoğu Neolitiği): M.Ö 11.000
Orta Anadolu Neolitiği: M.Ö 8.500
Geçiş Kültürleri (Batı Anadolu-Ege: M.Ö 6.200
Fikirtepe Neolitiği: M.Ö 6.2000

Neolitik Dönemin ilk çıkış yerinin Anadolu olduğu ve Avrupa’nın çiftçileri Anadolu’dan Avrupa’ya göçmüştür diyebiliriz.

Neolitik Dönem ikiye ayrılır:

  • Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem (Akaremik Neolitiği): M.Ö 10.000 – 7.000
  • Çanak Çömlekli Neolitik Dönem: M.Ö 7.000 – 5.500

Bu devirlerde ilk evcilleştiren tahıl ürünleri çavdar ve arpadır.

Çatalhöyük… Gerçek ismi bilinmeyen Neolitik yerleşim

1960’lı yıllardan itibaren kazılmaktadır. İki höyükten oluşur. Doğu kısmı Neolitik, batı kısmı kalkolitik dönem özellikleri gösterir. Çatalhöyük’ün önemi: Bereketli Hilal dışında ilk çiftçilerin ilk kentlerin gelişim gösterdiği yerdir. Neolitik kavramının sadece Bereketli Hilal sınırılarında olmadığını ispatlar. Neolitik hadisenin oturduğu yerdir.

Çatalhöyük yerleşiminin gerçek ismi bilinmektedir. Çünkü dönem Prehistorik (yazı öncesi dönem) dönem olduğu için ismi bilinmektedir. Belki hiçbir zaman yerleşim yerinin gerçek ismi bilinemeyecektir.

Kuzey ve güney açmasından oluşur. 1960 yılında James Melleart başlatmıştır. Kuzey açmasında 21 metrelik dolgu malzemesi olduğu görülmüştür. M.Ö 7400 yılına tarihlenir. İnsanlar 18 kez üst üste yerleşim yeri yapmışlardır. Ankara’da bulunan Anadolu Medeniyetler Müzesi duvar resimleri buradan çıkmıştır.

Güney açması ise Britanya’lı arkeolog Ian Hodder tarafından kazılmaya başlamıştır. Son 25 yılda kazı yapılan bu bölgedeki kazının amacı; derine gitmeyen, o anı anlamak için yapılmasıdır.

Çatalhöyük Evlerinin Özellikleri

Evler çok sıkıdır, caddeler ve sokaklar yoktur. Bu özelliği Çatalhöyük’ü diğer höyüklerden ayırır. Evler arasında ara boşluklar bulunur. Bu yerler ortak havlu veya çöp dökme için kullanılmıştır. Şehri çeviren surlar yoktur. Evin anlamı çok önemlidir. İnsanlar evler arasındaki geçişi çatılardan yapmaktadır. Evlerin üstünde açıklık bulunur ve bu açıklık güneye doğru bakar. Evin içinde bulunan ocak çıkış noktasına yakındır. Yapılan kazılarda küçük kil toplar bulunmuştur. İnsanlar bunları kullanarak yemeklerini pişirir. Kil toplar ocakta ısıtılır. Pişirilecek olan kabın içine atılır. Suyun kaynaması hızlandırılır. Evin güney kısmında yiyecek ve günlük işler yapılır. Ev bakımlı olmalıdır. Evler zaman zaman dekore edilmiştir. Duvarlarlar alçı ile kaplanmıştır. 3 cm’lik sıvada 160 kat alçı belirlenmiştir. Evler dini ritüellerin yapıldığı tapınak olarak da kullanıldığı için, sıvalar sık sık yenilenmiştir. İnsanlar avladıkları hayvanları duvarlar aplike yani duvara yerleştirmişlerdir. Ruhun insana geçtiği inanıldığı için böyle davranılmaktadır. Çatalhöyük’ün erken safhalarında boğa evcilleştirilmiştir. Evlerde boğa heykellerinin çok kullanılmasının sebebi bu olabilir. Ayılar damga mühürlerinde bulunur. İnsanlar mühürleri mülkiyet işareti olarak kullanmışlardır. Evlerde bulunan kafatasları da mülkiyet olgusunun olmasını sağlamış olabilmektedir.

Neolitik dönem evlerinde sekiler bulunmaktadır. Evler içerisinde sekilerin altında ölülerin gömüldüğü yerler bulunmaktadır. Ölüler hocker pozisyonu (bebeğin anne karnındaki pozisyon) şeklinde gömülmekteydi. İskelet incelendiğinde erkeklerin 1.70 m, kadınların 1.57 m boylarında olduğu görülmüştür. İnsanların ömrünün ise 29-30 yıl civarındadır. Çocuk ölümleri çok fazladır.

Çatalhöyük kazılarında Ana Tanrıça heykelleri bulunmuştur. Bu heykel çocuk doğurur şekildedir. İki yanda kediler bulunur. Baş ve kedilerden bir tanesi orijinal değildir. Bu heykel bereket, bolluk, doğanın hakimi gibi olguları simgeler.

Evcilleştirilen Hayvanlar

Çatalhöyük’te yabani hayvanlar evcilleştirilmiştir. Köpek, domuz, koyun, keçi gibi hayvanların yerleşik hayata geçmeyle evcilleştirildiği görülmektedir. Batman’da bulunan Hallan Çemi’de en erken domuz, Çatalhöyük’te en erken Sığır, Kıbrıs’ta bulunan Shillourokambos’ta en erken kedi evcilleştirilmiştir.

Bir diğer neolitik dönem merkezlerinden birisi Diyarbakır’da bulunan Çayönü kazılarında her ev tipi bulunmaktadır. Yakındoğu Neolitik döneminin en önemli yapılardan birisidir. Yapılan kazılarda 450 birey iskelete bulunmuştur. Diyarbakır’daki diğer yerlerden birisi Körtik Tepe’dir. Burada da yaklaşık 450 iskelet bulunmuştur.  Çatalhöyük’te bulunan iskelet sayısı ise 850’dir. İstanbul Fikirtepe’deki kazılarda 150, tüm Ege bölgesinde ise bu döneme ait bulunan iskelet sayısı 1’dir.

Neolitik dönemde insanları kurban etme yoktrur çünkü dünyanın en barışcıl dönemidir. Bu dönemde yönetici yok, alt-üst sınıfı olmadığı için insanlar eşit bir şekilde yaşamları sürdürmüşlerdir.

Tavsiye Edilen Kitaplar ve Dergiler:
Ian Hodder – Çatalhöyük/ Leopar’ın Öyküsü
Metin Özdoğan, Metin Başgelen – Türkiye’de Neolitik Dönem

Paleolitik Dönem ve Dipsiz Kuyu Göbeklitepe

Paleolitik dönem; avcı toplayıcı dönem olarak adlandırılmaktadır. İlk insan Afrika’da ortaya çıkmıştır. M.Ö 1milyon – M.Ö 11.000 yıllar arasını kapsamaktadır. Bu çağ ile ilgili çok araştırma yoktur. Nedeni ise; büyük coğrafyanın olması, politik nedenler “evrim konusu” gibi sebepler denebilir.

M.Ö 700.000’den itibaren ateş kullanılmaya başlanmıştır.

Homo Erectus insan türü M.Ö 2milyon – M.Ö 250.000 arası olan dönemdedir. Neandertal insan türü M.Ö 100.000 – M.Ö 10.000 arası olan dönemdedir. Bu tür buzul çağında hayatta kalabilen bir türdür. Neandertal fosil örnekleri Antalya’da bulunan Karain’de bulunmuştur. İstanbul Altınşehir’de bulunan Yarımburgaz Mağarasında paleolitik döneme ait 16 tabaka bulunmuştur.

ANADOLU KRONOLİJİSİ

Paleolitik Dönem: M.Ö 1milyon – 11.000 dönemleri. 3’e ayrılır:

  • Alt Paleolitik Dönem: M.Ö 1milyon-250.000
  • Orta Paleolitik Dönem: M.Ö 250.000 – 45.000
  • Üst ve Epi-Paleolitik Dönem: M.Ö 45.000 – 9.600

Neolitik Dönem: M.Ö 9.600 – 5.500
Kalkolitik Dönem: M.Ö 5.500 – 3000
Tunç Çağı: M.Ö 3.000 – 1.200

Paelolitik dönemde sosyal yaşam, doğaya müdahele edilememektedir. Toplayıcılık ve avcılık devam etmiştir. İnsanlarda doğa bilgisi çoktur. Besin sınırlı sayıda olduğu için enerjilerini korumak zorundadırlar. Grup üyelerini desteklerler. Gruptaki kişiler isimlerini ezberlemekte zorlanırlar.

Karain Mağarası: Arkeoloji durağan değildir. Buluntular arttıkça tarihlendirmelerde değişiklik gösterebilir. Bu mağara Neandertal ve Homosapiens insan türlerinin kemiklerinin bir arada bulunduğu tek yerdir.

Epi-paleolitik Çağ (Mezolitik): İklimsel değişikliklerin olduğu, buzul çağının bitmesi ile otlak alanların genişlemesi olan Neolitik döneme hazırlığın yaşandığın bir zaman dilimidir.

GÖBEKLİTEPE

Tarih olarak M.Ö 9600 yıllara dayanır. Paleolitik ve Neolitik arası olan bir dönemdedir. Önemli özelliklerinden birisi Neolitiğe geçişi tetiklemiştir. Kült merkezdir. (yani dini ibadet yapılan yer) Burası bulunana kadar daha eski olarak Malta’da bulunan tapınak M.Ö 4.500 ve İngiltere’de bulunan Stonehenge M.Ö 3000  düşünülüyordu. Göbeklitepe’nin keşfedilmesi dünya arkeolojisinde çığır açmıştır.

Göbeklitepe neden çığır açmıştır? Daha önceden tarihsel olarak insanların;
Çiftçilik – Yapı(Yerleşim) – Din – Tapınak-Kentler sırasını izlediği düşünülüyordu.
Göbeklitepe kazısı ile bu sıralama değişti ve Yapı(Yerleşim) – Din – Tapınak- Çiftçilik – Kentler sıralaması olduğu görüldü. Bu sıralamanın bozulması dünya arkeolojisinde çığır açtı ve birçok bilginin, teorinin tekrar gözden geçirilmesine neden oldu.

Bu kült merkezinde ortasındaki dikili taşlar yaklaşık 15 ton ve kenardaki taşlar 7 ile 10 ton arasındadır. 2 metre duvarlarla çevrilidir. Etrafta 10 -14 adet taş sütun vardır. Bu taşlar T formundadır ve insan vücudunu simgelediği düşünülmektedir. Yoğun simgeleme vardır. Bu dönemde ne hayvan ne de bitki ehlileştirilmemiştir. Tabanı sıkıştırılmıştır (kemikler, kafatasları ile) Buradaki kafatasların insan eliyle yüzüldüğü, ölen insanların törensel amaç için kullanıldığı düşünülmektedir. Bulgular ata kültünün olduğuna işaret eder. Ata kültü; ruhlara tapınması, atasının iskeletlerini ortamda saklanmasıdır. Göbeklitepe alanı 300X300 metre yayılmıştır, en yüksek noktası ana kayadan 15 metre yüksekliktedir. Bu alan en son taş ve molozlarla kapatılmıştır.

İnsanlar belli zamanlar buraya gelerek tapınmalarını gerçekleştiriyorlardı. Taşlar yekparedir. Taşların üzerinde hayvan betimlemeleri, hayvan rölyefleri (yüksek kabartmalar) mevcuttur. Betimlenen hayvanların hepsi erkek ve asabi olarak yapılmıştır. Hayvanların bu durumu alanı koruyucu ve sahiplenici olduğunu gösterir. Buradaki hayvanların hepsi yabanil hayvanlardır. Hayvanlar olarak tilki, yılan, akbaba, yaban domuzu, sırtlan ve değişik kuşlar bulunmaktadır.

Neden yuvarlak şekildedir? İnsanoğlu mağaradan yeni çıktığı için ufak ufak yapımsılar yapmaya başlamışlardır. Hafızalarında yuvarlak yapılar olduğu için burada da yuvarlak şekilde bir kült merkezi yapmışlardır.

Arkeolojik kazılarda kazıyı yapan bilim adamlarının adları o yöre ile özdeşleştirir. Göbeklitepe ile Alman arkeolog Klaus Schmidt ismi özdeşleşmiştir. Buradaki kazıları düşük bütçelerle başlar. Kazı öncesi burada tek bir ağaç vardır. Adak adanan, çocuk sahibi olmak isteyen kişiler burayı ziyaret ederler. Çok ilginçtir ki bu ağacın altında, doğum yapar halde kadın kabartması çıkarılmıştır.

Göbeklitepe kazı alanına giden yol

Klaus Schmidt’in ilk çalıştığı yer Urfa’da bulunan Nevali Çori’dir. Burası Göbeklitepe’ye çok benzerdir. GAP projesi ile birlikte sular altında kalmıştır.

Tavsiye Edilen Kitaplar ve Dergiler:
Hayvanlardan Tanrılara Sapiens – Yuval Noah Harari
Göbeklitepe – Klaus Schmidt
Antik Kentler – Charles Gates

Arkeolojinin Dönemlere Ayrılması – Tarihlendirme

Arkeoloji biliminde tarihlendirme çok önemlidir. Bir eser, bir yerleşim yeri, bulunan bir kalıntı gibi farklı durumlarda ne kadar eski, tarihi ne kadar öncesine dayandığına dair birtakım tarihler kullanılırız.

Tarihlendirmelerde:

  • Milat olarak Hz. İsa’nın doğduğu zaman baz alınır. Aksi yazılmadığı sürece tarihin Milattan Öncesine ait olduğu anlaşılır.  Milattan önceki tarihlendirmelerde önce büyük sonra küçük tarih yazılır. Milattan sonraki tarihlendirmelerde ise önce küçük sonra büyük tarih yazılır.

* Milattan öncesine; Before Christ anlamında (BC), Before Common Era (Bilinenden önce), Before Christian Era (BCE) olarak denilebilmektedir.

* Milattan sorasına; Anna Domini (Efendimizin yılında “Hz.İsa kastediliyor”) (AD), Common Era – Current Era – Christian Era (CE) olarak denilebilmektedir.

Örneğin; İskender dönemi M.Ö 356 – M.Ö 320, Hellenistik Dönem M.Ö 330 – M.Ö 30 gibi

Tarihsel süreçlerde yıl, yüzyıl gibi kelimeler sık kullanılır. 100 yıl = 1 yüzyıl düşündüğümüzde 1 yüzyıl = 1 tam dediğimizde bu durumda
1 tam= 2 yarım = 4 çeyrekten oluşur.

Örneğin; 3. yüzyılın ilk yarısı dediğimizde M.Ö 300 – M.Ö 250 tarihlerini kapsar.

3. yüzyılın ilk çeyreği dediğimizde M.Ö 300 – M.Ö 275
3. yüzyılın ikinci çeyreği dediğimizde M.Ö 275 – M.Ö 250 tarihleri kastedilmektedir.

Yüzyıl içerisinde;

0 – 24 yılları – 1. çeyrek ,
25- 49 yılları – 2. çeyrek,
50 – 74 yılları – 3. çeyrek,
75 – 99 yıllar ise 4. çeyrek olarak söylenmektedir.

Arkeolojiye Giriş – Genel Terimler

Açma: Arkeolojik kazı çalışmalarının en küçük birimidir. Arkeolojik yerleşimde açılan kontrollü kazı çukurlarıdır.

Neresinin kazılacağına nasıl karar verilir? Antik kentlerle ilgili yazılarda isminin geçmesi ile o yöre hakkında fikir elde edinilebiliyor. Günümüzde yüksek tekonoljisi ile özel cihazlarla kazı yapmadan toprak altındaki yapının şekli görülebilmektedir.

Arkeometri: Fizik, kimya, biyoloji, botanik, zooloji, jeoloji ve jeofizik gibi bilimlerin arkeolojik alanda gerçekleştirilen uygulamalarına verilen gelen isimdir.

Karbon14 metodu: Bu metot ile birlikte Amerikalı bilim adamı Libby Nobel ödülü kazanmıştır. Bu metot kullanılarak önceden yapılmış nesneler hakkında yaş tahmini yapılabilmektedir.

Buluntu: Kazılardan elde edilen insan elinden  çıkma taşınabilir eşyalardır.

Höyük: Zaman makinesi, insanların yaşadıkları yerin zamanla etraftaki yerden yükselmesidir.

Timülüs: Mezar yapıdır. Tepesi kapatılır. Türkiye’de yaklaşık 70.000 adet vardır. Bir mezar tepesidir. Timülüs kültürünü M.Ö 1200’lü yıllarda Frigler Anadolu’ya gelirken getirmiştir.

En görkemli Timilüs örnekleri:

-Ankara Polatlı’da bulunan Gordion Antik Kentindeki Kral Midas’a ait Timülüs.

– Adıyaman Nemrut Dağ’ında bulunan Kommagene Kralı 1.Antiochos’a ait Timülüs.

– Manisa Salihli’de bulunan Sardes Antik Kentindeki Bintepeler.

Timülüs ile höyük farkı nedir? Timülüs daha sivri, höyük daha yayvandır. Bu gibi yerler çevreden çok rahatlıkla ayırt edilebilir. Anadolu’da yaklaşık 20.000 höyük olduğu tahmin ediliyor. Höyükteki her bir yerleşim yerine Tabaka denir.

Anadolu’daki Çatalhöyük Neolitik dönemin dönüm noktasıdır. Burada iki höyük bulunmasından dolayı Çatalhöyük denmiştir. Höyüklerden birisi Kalkolitik diğeri ise Neolitik dönem izleri taşımaktadır. Burada çığır açıcı bilgiler bulunmuştur.

Insitu: Bir arkeolojik malzemenin kullanıldığı yerde bulunma halidir.

Kazı: Bilgilerin geldiği, bilgileri bulma aracıdır. Bulunan korunagelmiş dolguya yapılan müdaheledir.

Kesit: Arkeologlar arasında profil olarak da geçer. Açmaların kenarlanması ile oluşan duvarlara denir. Bulunan kazı alanında değişik topraklar olduğu için duvarlara bakılarak, kesitin içindeki buluntular hakkında sağlama yapılır. Kazı içerisinde yürüme yolu olarak da kullanılır.

Sondaj: Kazılarda alakasız yerlerde açılan çukurlardır. Bir yerin kazılmaya namzet olup olmaması için yapılır.

Tarihleme: Uzak ve yakın çevrelerde ele geçen benzer eserler (çanak  – çömlek gibi) tarihlemede yardımcı olmaktadır. Karbon14 metodu tarihlemede kullanılır. Bulunan eserler üzerindeki örneğin; heykellerde saçın işlenmesi, eteğin işlenmesi gibi olgular bize ipucu verir. Ayrıca kullanılan hayvanlar, yazıtlar gibi eserlerde tarihleme konusunda bizlere yardımcı olur.

Yüzey araştırması: Kazı yapılmadan, toprağa müdahele edilmeden yüzeyde bulunan bulgulara göre yapılan  bir ön değerlendirmedir. Araştırma mimari malzeme varsa kayıt altına alınır. GPS kullanılarak mimari plan çizilir.

ARKELOJİNİN ALT BİLİM DALLARI

Prehistoriya: İnsanın ilk ortaya çıkışından yazının bulunuşuna kadar olan zaman dilimine denir. M.Ö 4 milyon ile M.Ö 4. y.y’dır.

Protohistoriya: Her bölge için farklı olabilir. Anadolu’da M.Ö 3000  – M.Ö 1000 yılları arasındadır. Yazılı çağı yaşayanlar yazısız çağı yaşayanlar hakkında bilgiler verir. Mezopotamya uygarlıkları Anadolu hakkında bilgiler verir.

Kontest: Kontrollü kazı çerçevesinde keşfedildikleri üç boyutlu ortamdır.

Sikke: Eskiden kullanılan paralardır. Bilimi nümizmatik, Grekçe Namisma ve Latince Numisma’dır.  İlk sikke darphanesi Manisa – Salihli’de bulunan Sardes kentidir. Lidyalılar 2700 yıl önce burada yaşamıştır. Her dönem ve farklı yerleşim yerlerinde değişik sikkeler görülmektedir. Sikkeler içerik olarak altın – gümüş karışımı (elektron) madeninden yapılmıştır. Karışımda belli bir oran yoktur. Lidyalıların sikkelerinde krallığının arması olan aslan başı bulunmaktadır. Kral Kraisos döneminde sikkeler altın ve gümüş olarak ayrılır. ( M.Ö 6 y.y) Kral Kraisos M.ö 547 yılında Anadolu’da Perslere karşı yeniliyor ve Anadolu’da Pers hakimiyeti başlıyor. Persler paraları bir süre kullandıktan sonra kendilerinin simgeleri olan paralar basmaya başlıyorlar.

Sardes antik kenti hakkında detaylı bilgilere http://sardisexpedition.org/tr/essays linlinden ulaşabilirsiniz.

SİKKELER HAKKINDA ÖNEMLİ ÖRNEKLER:

Efes: Burada bulunan sikkelerde genellikle mitolojik kahramanlar resmedilmiştir. Arı ve Geyik resimleri vardır. Arı, Efes antik kenti ile özdeşleşmiştir.

Kaunos: Muğla – Ortaca – Dalyan bölgesinde bulunan antik kenttir. Buradaki kazılar 1960’lı yıllarda başlamıştır. Kazıda sikkeler bulunmuştur.

Elmalı Definesi: Antalya müzesinde antik dünyanın bir arada bulunduğu en büyük definesidir. Burada yaklaşık 2000 sikke bir arada bulunmaktadır. Elmalı definesinin bulunması ile birlikte Dünya’daki Dekadrahmi sayısı neredeyse iki katına çıkmıştır. Dekadrahmi ince işçilikleri ve az bulunan sikkelerdir. Daha önce bilinen dekadrahmi sayısı sadece 13 iken, Elmalı’da 14 Dekadrahmi bulunmuştur. Dekadrahmiler özel paralar oldukları için; o döneme ait savaşlar, sülaleler, şehir devletleri adına önemli bilgiler vermektedir. Günümüzde 1 Dekadrahmi yaklaşık 2milyon dolardır.

Aspendos: Antalya – Serik – Belkıs bölgesinde bulunur. Dünyanın en iyi korunmuş Roma tiyatrosudur. M.Ö 5 y.y sikke basımı yapmışlardır. Sikkelerde iki güreşçi simgelenir. 1930’lu yıllarda Atatürk burayı ziyarete gelir ve restore edilmesi söyler. Burada güreşler yapılır ve yağlı güreşler yapılmaya başlamıştır. 1960’lı yıllardan itibaren konserler verilir ve ilk konseri Zeki Müren verir. 1980’li yıllardan sonra güreş durdurulur.

Side: Nar anlamına gelir. Athena ile birlikte nar simgelenir. Buradaki sikkelerde nar simgesi kullanılmıştır.

Dünyada ve Türkiye’de Arkeolojinin Tarihçesi

Ülkemiz arkeoloji açısından çok özel bir yere sahiptir. Akdeniz Çanağında bulunan ülkeler zengindir. Türkiye’deki Yunan ve Roma kentlerinin sayısı, İtalya ve Yunanistan’ın sahip olduğu Yunan ve Roma kentlerinden daha fazladır. Arkeoloji; mitoloji, dinler tarihi, anadolu uygarlıkları dersleriyle ilintilidir.

Arkeolojinin konusu insan ve yarattığı kültürdür. İnsanın bıraktığı maddi kalıntıları inceler. Arkeoloji kelimesi “Archaios” -Eski- ve “Logos” -Bilim- demektir. Kazı bilimi olarak yanlış bilinir. Kazı bilimi arkeolojiden en çok meta alır. Eskinin bilimi olarak bilinmesi gerekmektedir.

Arkeolojinin sınırları nereden başlar?
Günümüzden 5 milyon yıl önce Afrika’da çıktığı düşünülmektedir. Kullanılan aletlerin nesiller boyu aktarılması, aynı aletin üretilmesi durumu, insanın ürettiği malzemelerin standartlaştırılması ile arkeolojinin sınırı çizilir. Erken primitive dönem insansı dönemdir. 4 milyon yıl boyunca insanlar aletleri pek geliştirmemiştir. Çok ilkel aletleri kullanmışlardır. Son 12.000 yılda insanoğlu hızlı geliştirmiştir.

Arkeolojinin son sınırı nedir?
Son sınırı yoktur.

Arkeolojinin başlangıcını ne tetikler?
Aristokrasi ve kentli seçkinlerin dünyaya ait buluntuları toplama ve biriktirme istekleridir. Koleksiyonerlik olarak başlamıştır. İlyada ve Odessa M.Ö 8. y.y ilk basılan kitaplardan birisidir. Troya kenti İlyada destanda yazmıştır. Bu durum bilimsel arkeolojiye olan ilgiyi arttırmıştır. Schliman ilk geldiğinde yeri bulmuştur, ikinci geldiğinde tabaka kazılarına başlamıştır.

Arkeoloji çok geniş konusu olan bir bilim dalıdır. Bir sürü yer ismi geçer. Sürekli okuma yapma ve araştırma yapılması gerekmektedir. Üşengeçler olan kişiler kişiler için uygun bilim dalı değildir.

Alacahöyük – Prens Mezarları, 2250 yıllıktır. Hattiler, Hititler öncesi halkın adıdır Anadolu’da. Demir kılıç bulunmuştur. Demir çağı M.Ö 1200’lerde başlar ama 1000 yıl önce Anadolu’da insanlar bulmuş ve kullanmışlardır.

Dönemsel adlandırma, arkeolojiyi kolaylaştırır. Neye göre yapılır? Akdeniz Çanağına göre yapılır.

Kalkolitik 5500 den itibaren çekirdek bölgesi, Fırat ve Dicle arasıdır.

Anadolu’daki Neolitik dönem çağı M.Ö 10.000 dir.

Taş – Tunç – Demir, bunu 1817 yılında Danimarka’daki müze müdürü akıl etmiştir. En eskiden, en yeniye doğru sıralamıştır.

Tarih Öncesi Dönemler

Paleolitik – Eski Taş Çağı – Yontma Taş Çağı : Alt, orta ve üst
Mezolitik Çağ: Sürekli ortadan kaybolur çünkü Neolitik sürekli geriye gidiyor.
Neolitik Çağ:
Çanak Çömlekli Neolitik Dönem – Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem
Kalkolitik Çağ: İlk defa bakır kullanıldı. Sadece bakır.
İlk Tunç Çağ: Bakıra kalay katılmıştır ve birlikte kullanılmıştır.

ARKEOLOJİDE TARİHSEL SÜREÇLER
Gezginci Avcılık: Eski Taş Devri – Paleolitik
Uzman Avcılık ve Balıkçılık: Orta Taş Devri – Mezolitik
İlk Çiftçi Köyler: Yeni Taş Devri – Neolitik
Gelişkin Köyler: Bakır – Taş Devri – Kalkolitik
Kentleşme: İlk Tunç Çağı
Devlet Oluşumu: Orta ve Son Tunç Çağı
İmparatorluk: Bakır Çağı

En eski Hint Avrupa Dili; Hititçedir.

19. y.y arkeoloji kendini bulmuştur. Bu devirde Osmanlı’da neler olmaktadır? Osmanlı’nın son zamanlarda çok tarihi eser kaçırılmıştır. 19. y.y Osmanlı’nın Avrupa’ya asker ve öğrenci yollamışlardır. Amaç; Avrupa’da gelişmeleri ülkeye uygulayabilmek.

Osman Hamdi Bey; Avrupa’ya hukuk okumaya gönderildi. Kaplumbağa Terbiyecisi eserini yapan kişidir. Avrupa’da resim ve arkeolojiye merak sarmıştır. Anadolu’ya geri dönüp, ilk arkeoloji müzesinin kurulmasına, Osmanlı’nın arkeolojiye başlamasını sağlamıştır. Nemrut’ta, Yatağan’da kazı yapmıştır. Lagina Muğla Yatağan kült merkezi, Aydın – Alabanda gibi yerlerde kazı yapmıştır. İskender Lahtinin, ağlayan kadınlar lahdi, Likya lahdi gibi eserleri günümüz Lübnan Sidon’dan getirmiştir. Sürekli kanun yenileyerek yabancıların yurt dışına eser kaçırması engellemiş, arkeologların kazı yapmadan önce kazı yapılacak yerlere gitmiştir. Türk arkeolojisinin babası diyebiliriz.

Grekism akımının başlaması! Arkeolojiye Grek pencereden bakılmasıdır. Anadolu’daki her şey Yunan -Grek olarak adlandırılması, 19 ve 20 y.y itibaren Avrupalıların antik Yunanlıları kültür ve uygarlık babası olarak görmesidir. Yanlış tarih ve arkeoloji yazımı olmuştur.  Yansıması; İstanbul’da Topkapı Müzesinin hemen yanında bulunan Arkeoloji Müzesinin yapısı Antik Yunan tapınağını yansıtmaktadır.

Atatürk; Türk öğrencileri yurtdışına göndermiştir. Fransa, Avusturya, Almanya gibi şehirlere öğrenciler gitmiştir. Giden öğrencilerin geri gelerek Türkiye’de o bilim dallarının gelişmesine katkı sağlanması beklenmiştir. 1930ların başından itibaren Hitler zulmündan kaçan Yahudi bilim adamları arkeolog ve filologlar ülkemize gelip, kürsülerin kurulmasını sağlamışlardır.

Türkiye’de Yetişmiş Arkeologlar

Ekrem Akurgal; İyonya uzmanlık konusudur.
Halil Ethem Eldem: Marmara bölgesindeki kazıları önemlidir. Perge kazıları. Antalya – Aksu bölgesindeki Roma kentidir. 1946’dan itibaren. Antalya arkeolojisi müzesi Dünya’nın en fazla heykellere sahip yerlerden birisidir.
Jale İnan: Arif Müfid ile birlikte Perge’de kazılar yapmıştır.

Kazı yaptıkları kentlerle özdeşleşen kişiler:

Cevdet Hoca: Likya’da kazı yapmıştır.
Fahri Hoca: Uygarlığın Anadolu’da doğduğuna ve doğudan batıya doğru gittiğini söyleyen makaleleri vardır.
Baki Öğün: Kaunos kazılarını başlatan kişidir.  Burada kendisi için sembolik mezarlık yapılmıştır.
Kenan Erim: Afrodisyas kazılarını keşfetmiştir. Köyün başka yere kaldırması için vakıflar kurmuştur. Köy başka yere taşındı ve kazılara sponsor bulunmasını sağladı. Kendisi Bakanlar Kurulu izni ile antik kentin içine gömülmüştür.
Halikarnas Balıkçısı: Cevat Şakir Kabaağaçlı. Mesleğin duayenidir. Önce bodrum sürgün, son yıllarını İzmir’de yaşadı. Batı Anadolu’da rehberlik yapmıştır. Uygarlık Anadolu’da doğdu cümlesini edebiyatçı uslübü ile çok keyifli şekilde kitaplarında anlatmıştır. Rehberi konuşturan kitaplar bir yazardır.

Tavsiye Edilen Kitaplar ve Dergiler:
Azra Erhat – Mitoloji Sözlüğü, Mehmet Özdoğan – 5o soruda arkeoloji, Arkeo Atlas – Anadolu’nun arkeoloji atlası, Aktüel Atlas Dergisi

Yeşil Cami’de Sabah Namazı

Yeşil Cami… Bursa’nın en güzel mekanlardan birisidir. Beşinci Osmanlı padişahı Sultan Çelebi Mehmet tarafından 1413 – 1421 tarihleri arasında yaptırıldı. Cami, Yeşil Külliyesi içerisinde yer almaktadır.

Şaheser Çinili Mihrap

Bu külliye cami, aşevi, türbe, medrese (bugün Türk İslam Eserleri Müzesi olarak kullanılıyor) yapılarından oluşmaktadır. Caminin mimarı Hacı İvaz Paşa, camide kalem işi ve süslemeler Nakkaş Ali bin İlyas ve Mehmet El Mecnun tarafından yapılmıştır.

Mihraptan kesitler – 1
Mihraptan kesitler – 2

Erken dönem Osmanlı mimarisinin en önemli eserlerinden birisidir. Külliye bünyesinde çini, mermer, taş ve ahşap işçiliğinin en güzel örnekleri mevcuttur.

Caminin orijinal çinileri

Yapı cami, hukuk işlerinin görüldüğü divan, saray, konaklamanın yapıldığı han olarak da kullanılmıştır.

Caminin kanatlarında bulunan oda. Konaklama amacıyla kullanılmıştır.